Ölüm gerçeğiyle 2004 yılında tanıştım. Mayıs ayında dedemi kaybettim. Sonra 2006 yılının nisan ayında diğer dedemi kaybettim inanamadım onun yokluğuna alışamadan 6 ay sonra çocukluk arkadaşımı kaybettim ailesiyle, benimle birlikte annemde çocukluk arkadaşını kaybetti, babamda gidenlerin her biri bizim geçmişimizdi, ağırdı. İnanmamıştım şaka olduğıunu söyleyin diyordum benim sevdiklerim ölemez ki.. Hayatımın en büyük tokadını 6 yıl önce yedim ben, o acı hala da geçmiyor. Ne yaparsanız yapsın, kimi koyarsanız koyun o boşluk dolmuyor. Şimdi onlardan konuşurken gözlerimiz dolar, bazen gülümsersiniz, bazen de konuşamayız bile hepsinin gidişi erkendi, beklenmedik zaman da gitmişti dedem, arkadaşım, annesi, babası… Bu aralar hep hafızamı tazeliyorum hep geçmişimden, çocukluğumdan konuşuyorum , onlardan konuşuyorum kelimelerim hiç bitmesin istiyorum ama di’li geçmiş zamanda konuşmak istemiyorum.
Di’li geçmiş zamana biri daha eklendi 5 gün önce, yine beklenmeyen bir gidiş haberi ilk aldığımda hayır ya nasıl ölür dedim inanamadım gidişine babamın çocukluk arkadaşı babamın gençliği. Annemle konuşurken hep “bak çocuklarımızı da bizim gibi arkadaş yapacağız” dermiş onlar da bizim gibi olacak. Biz ufakken, hayat kavgası yokken bize gelirlerdi hep sazını da getirirdi türküler söylenirdi sabah olmazdı işte bize o zaman. Hayat kavgasına karışınca görüşmeler azaldı ama hep haberini alırdık bir şekilde, bayramlar da görüşürdük. En son yazın gördük hiç değişmemiş, hep aynı sıcaklık ,aynı gülümseme. Biz hep yarını düşünürüz ya karar verirken o düşünmezdi işte anı yaşardı hep gülerdi.. Eşi gelecekle ilgili bir şey söylediğinde “onu da yarın düşünürsünüz bugüne bak “ derdi gülerdik. O hep gülen insanın gittiğine inanamıyorum ben hala. Çok erken gittin be abicim şimdi kim bize saz çalıp türkü söyleyecek, kim anı yaşayın diyecek. Saz ın, türküler kimsesiz kaldı… çok özleyeceğiz seni…
Biz kızlarınla çok iyi arkadaş olacağız sana söz!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder